Âdiyât Sûresi Okunuşu, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Fazileti

Kur'an-ı Kerim 05.12.2025 Admin 5 dk

ÂDİYÂT SÛRESİ: “ATLAR, HIZ VE İNSANIN NANKÖRLÜĞÜ”

Âdiyât Sûresi, savaş atlarının koşusu üzerinden insanın nankörlüğü ve Allah’ın kudretini konu alır.

Sûre, adını ilk ayetinde geçen “âdiyât” (hızla koşan atlar) kelimesinden alır ve insanoğlunun duyarsızlığına dikkat çeker.


Kısa Künyesi

  • Nüzûl yeri: Mekke
  • Âyet sayısı: 11
  • Mushaf sırası: 100
  • Ana temalar: İnsan nankörlüğü, Allah’ın kudreti, savaş ve güç, hesap, ameller.

Sûrenin Arapçası

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًاۙ

1.

فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًاۙ

2.

فَالْمُغ۪يرَاتِ صُبْحًاۙ

3.

فَاَثَرْنَ بِه۪ نَقْعًاۙ

4.

فَوَسَطْنَ بِه۪ جَمْعًاۙ

5.

اِنَّ الْاِنْسَانَ لِرَبِّه۪ لَكَنُودٌۚ

6.

وَاِنَّهُ عَلٰى ذٰلِكَ لَشَه۪يدٌۚ

7.

وَاِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَد۪يدٌۜ

8.

اَفَلَا يَعْلَمُ اِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِۙ

9.

وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِۙ

10.

اِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَب۪يرٌ



Türkçe Okunuşu


Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla

1.

Yemin olsun Allah yolunda nefes nefese koşanlara,

2.

Koşarken tırnaklarıyla taşlara çakarak kıvılcımlar saçanlara,

3.

O hızla sabah erkenden düşmana baskın yapanlara,

4.

Derken orada tozu dumana katanlara,

5.

Böylece düşman bir ordunun tâ ortasına dalanlara:

6.

Gerçekten insan Rabbine karşı çok nankördür.

7.

Buna hiç şüphesiz kendisi de şâhittir.

8.

O, malı aşırı sevmesi ve onu biriktirmeye olan tutkusu yüzünden son derece cimridir.

9.

Fakat o bilmiyor mu ki, bir gün gelecek kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atılacak,

10.

Göğüslerde bulunan sırlar ortaya serilecek?

11.

İşte o gün Rablerinin, onların her hâlinden bütünüyle haberdâr olduğu anlaşılacaktır.

Meâl (Giriş Âyeti)

“Öfkeli bir hızla koşan atlara andolsun…”


Âdiyât Sûresinin Konusu

Sûre, insanın dünyaya düşkünlüğü, nankörlüğü ve Allah’a karşı sorumluluğunu anlatır.

Hızla koşan atlar, insanın aceleci ve doyumsuz hırsını simgeler.

Müminler amellerine göre ödüllendirilecek, inkâr edenler cezalandırılacaktır.

Âdiyât Sûresi Tefsiri

1. Yemin olsun Allah yolunda nefes nefese koşanlara,

2. Koşarken tırnaklarıyla taşlara çakarak kıvılcımlar saçanlara,

3. O hızla sabah erkenden düşmana baskın yapanlara,

4. Derken orada tozu dumana katanlara,

5. Böylece düşman bir ordunun tâ ortasına dalanlara:


Araplar için savaş atlarının ayrı bir kıymeti vardı. Değerli mallar arasında yer alırdı. Burada o devirlerdeki savaşların pek önemli savaş vasıtası olan atlara yemin edilir. Yeminin maksadı ise, böylesine faydalı ve insanların çok sevdiği mallardan olan atları, onlara bağışlayanın Allah Teâlâ olduğuna işaret etmektir. Böylece, yeminin cevabı olarak gelen âyetlerde belirtildiği gibi, insanın nankörlük hastalığına dikkat çekmek ve onu hastalığını teşhis ve tedâviye yönlendirmektir.

Bu münâsebetle müslümanlara, “Ey mü’minler! Düşmanlarınıza karşı bütün imkânlarınızı seferber ederek kuvvet hazırlayın ve beslenmiş, eğitilmiş savaş atları yetiştirin. Böylece, Allah’ın düşmanlarını, sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutun. Allah yolunda ne harcarsanız karşılığı size tastamam ödenir ve hiçbir haksızlığa uğramazsınız” (Enfâl 8/60) âyetinde belirtildiği gibi Allah yolunda savaş için kuvvet hazırlamak üzere seve seve mal sarf ederek hayra çalışmak ve ferdî servet hırsıyla cimrilik ve nankörlük etmemek gereği hatırlatılır. “Çakıp ateş çıkaranlar” (Âdiyât 100/2) ifadesi süngüler ve silahlar olarak da tefsir edilmiştir. Buna göre, nefes nefese koşan atlar gibi harıl harıl çalışarak düşmana hücûm eden motorlu akın vasıtaları, tepkili uçakları, ateş saçan silahları üretmelerine de işaret edilir. Çünkü, pek çok âyette olduğu gibi, bu sûrede de kullanılan şümullu lafızlar, işaret ettikleri mânalar ile alakalı geniş tevcih ve tevillere imkân vermektedir. (bk. Elmalılı, Hak Dini, VIII, 6017-6018)

Ayrıca insanın bencillik, nakörlük, cimrilik, mal sevgisi gibi nefsin köklü hastalıklarını tedavi edebilmesi için, atların harıl harıl koşması, koşmanın sür’at ve şiddetiyle tırnaklarıyla taşlara çakıp ateş çıkarması, sabah erkenden baskın yapması, tozu dumana katması ve düşmanın ortasına dalması gibi son derece akıllıca ciddî bir mücâhede, mücâdele ve çalışma yapmasının elzem olduğu anlaşılır. Düşmana karşı olduğu gibi, belki ondan daha fazla nefsin hastalıklarıyla mücadele etmenin, onu terbiye ve tezkiyeye çalışmanın gereği ortaya çıkar.

Çünkü:

6. Gerçekten insan Rabbine karşı çok nankördür.


  اَلْكَنُودُ (kenûd), hakkı ve iyiliği men eden, kendinde bulunanı vermeyen demektir. Araplar verimsiz toprağa اَرْضٌ كَنُودٌ (arzun kenûdun) derler. Burada “pek nankör” anlamında kullanılmıştır.

Hadîs-i şerifte “kenûd” şöyle tarif edilir:

“O öyle bir nankördür ki yalnız başına yer, hizmetçisini döver, mâlî vazifelerini yerine getirmez.” (bk. Taberî, Câmi‘u’l-beyân, XXX, 354)

Gerçekten insan Rabbine karşı çok nankördür. Rabbi kendisine bunca nimetler ihsan ettiği halde o, Rabbinin yolunda zerre kadar bir şey harcamaktan çekinir. Zekâtını vermez. Hayır ve hasenat yapmaz. Başına gelen sıkıntıları, musibetleri sayar döker; fakat üzerindeki nice nice nimetleri unutur. Kendisi de bu haline şâhittir. Bakacak olsa Rabbinin sonsuz keremini, cömertliğini, kendisinin ise ne kadar nankör ve cimri olduğunu görür. Yahut insan, âhirette nankör olduğuna dair aleyhine şâhitlik yapar. Onun nakörlük ve cimriliğinin sebebi ise dünyayı ve dünya malını aşırı sevmesidir.

8. âyet-i kerîmede dünya malı için اَلْخَيْرُ (hayr) tâbirinin kullanılmasının hikmeti, insan fıtratının ona meyletmesi ve çoğu insanın dünya menfaatinden dolayı onu mutlak hayır zannetmesidir. Aslında âyette insanın bu zannı yerilmektedir. Yâni insan, mal ve serveti mutlaka “hayır” sanarak sevdiği, ona aşırı bir hırs ve tutkuyla bağlandığı için cimridir, eli sıkıdır. “Malı mülkü de sınırsız bir sevgiyle seviyorsunuz” (Fecr 89/20) âyeti bu gerçeği anlatır. Bu yüzden Allah için o malın hakkını vermek, hayra sarf etmek, umûmun menfaatine hizmet etmek istemez, kıskanır. Onu kazanmak husûsunda çok güçlü ve hırslı olurken, sıra o malın şükrünü ödemeye gelince zayıflığını ileri sürerek nankörlük eder ve infaktan kaçınır. Nitekim Resûlullah (s.a.s.) de onun bu halini şöyle bir misalle anlatır:

“Âdemoğlunun iki vâdi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister. Onun karnını ancak toprak doldurur...” (Buhârî, Rikâk 10)

Fakat böyle davranması onun lehine değil, kesinlikle aleyhinedir:

7. Buna hiç şüphesiz kendisi de şâhittir.

8. O, malı aşırı sevmesi ve onu biriktirmeye olan tutkusu yüzünden son derece cimridir.


  اَلْكَنُودُ (kenûd), hakkı ve iyiliği men eden, kendinde bulunanı vermeyen demektir. Araplar verimsiz toprağa اَرْضٌ كَنُودٌ (arzun kenûdun) derler. Burada “pek nankör” anlamında kullanılmıştır.

Hadîs-i şerifte “kenûd” şöyle tarif edilir:

“O öyle bir nankördür ki yalnız başına yer, hizmetçisini döver, mâlî vazifelerini yerine getirmez.” (bk. Taberî, Câmi‘u’l-beyân, XXX, 354)

Gerçekten insan Rabbine karşı çok nankördür. Rabbi kendisine bunca nimetler ihsan ettiği halde o, Rabbinin yolunda zerre kadar bir şey harcamaktan çekinir. Zekâtını vermez. Hayır ve hasenat yapmaz. Başına gelen sıkıntıları, musibetleri sayar döker; fakat üzerindeki nice nice nimetleri unutur. Kendisi de bu haline şâhittir. Bakacak olsa Rabbinin sonsuz keremini, cömertliğini, kendisinin ise ne kadar nankör ve cimri olduğunu görür. Yahut insan, âhirette nankör olduğuna dair aleyhine şâhitlik yapar. Onun nakörlük ve cimriliğinin sebebi ise dünyayı ve dünya malını aşırı sevmesidir.

8. âyet-i kerîmede dünya malı için اَلْخَيْرُ (hayr) tâbirinin kullanılmasının hikmeti, insan fıtratının ona meyletmesi ve çoğu insanın dünya menfaatinden dolayı onu mutlak hayır zannetmesidir. Aslında âyette insanın bu zannı yerilmektedir. Yâni insan, mal ve serveti mutlaka “hayır” sanarak sevdiği, ona aşırı bir hırs ve tutkuyla bağlandığı için cimridir, eli sıkıdır. “Malı mülkü de sınırsız bir sevgiyle seviyorsunuz” (Fecr 89/20) âyeti bu gerçeği anlatır. Bu yüzden Allah için o malın hakkını vermek, hayra sarf etmek, umûmun menfaatine hizmet etmek istemez, kıskanır. Onu kazanmak husûsunda çok güçlü ve hırslı olurken, sıra o malın şükrünü ödemeye gelince zayıflığını ileri sürerek nankörlük eder ve infaktan kaçınır. Nitekim Resûlullah (s.a.s.) de onun bu halini şöyle bir misalle anlatır:

“Âdemoğlunun iki vâdi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister. Onun karnını ancak toprak doldurur...” (Buhârî, Rikâk 10)

Fakat böyle davranması onun lehine değil, kesinlikle aleyhinedir:

9. Fakat o bilmiyor mu ki, bir gün gelecek kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atılacak,

10. Göğüslerde bulunan sırlar ortaya serilecek?

11. İşte o gün Rablerinin, onların her hâlinden bütünüyle haberdâr olduğu anlaşılacaktır.


Bir gün gelecek, kabirlerdeki ölüler diriltilip kaldırılacak. Sadece ameller değil, göğüslerde saklı olan bütün duygular, düşünceler, niyetler bile çıkarılıp ortaya serilecek. Dünyada her şeylerinden hakkiyle haberdar olan Rableri, o gün bu haberdârlığını açıkça ilan edecektir. Böylece herkes düşünüp niyet ettiğinden başlayarak tüm yaptıklarının hesabını verecek ve karşılığını görecektir. Böyle geleceği kesin bir gün ve kaçınılmaz bir son varken, insanın nankör ve cimrilikte devam etmesi olacak şey değildir. Böyle gâfil insanlar, bu mezmûm sıfatlarından derhal sıyrılıp Rabbini tanıyan, varlığını O’na kulluğa adayan, cömert, şükür ehli, hak ve hakîkat sevdalısı, cennet yolcusu birer kul olmak için gayret etmelidirler.

Bu âyetlerden şu öğüdü almak gerekir: “Ey insan, sen dünya menfaati hırsıyla hak ve iyiliğe karşı gelmek için sînende türlü hisler besler, faydasız şeylere hazırlanır, kabirler bina eder, tabut satın alır, kefen dokur biçersin. Bunların hepsi kurtların hissesidir. Hani Rabbinin, Rahmân olan Allah’ın hissesi nerede? Bir kadın bile hamile olduğu zaman çocuğuna giyecek hazırlar. O kadına: «Senin çocuğun yok, bu hazırlık nedir?» denecek olsa «Yarın karnımdaki deşilip çıkacak değil mi?» der. Rabbin de sana: «Bu yerin karnındakilerin hepsi deşilecek değil mi? Hani hazırlık?» buyurur.” (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XXXII, 65)

Âdiyât Sûresinden Çıkarılacak Dersler

• İnsan, nimetlere ve dünyaya karşı sorumludur.

• Nankörlük ve hırs, insanı doğru yoldan saptırır.

• Allah’ın kudreti her şeyin üzerindedir.

• Amel ve sorumluluk, ahirette karşılık bulacaktır.

• Ahiret ve hesap bilinci, insanın davranışlarını şekillendirmelidir.

Âdiyât Sûresinin Fazileti

• İnsan nankörlüğünü ve dünyaya aşırı bağlanmayı hatırlatır.

• Allah’ın kudreti ve yaratılış delillerini gösterir.

• Müminin ameller ve ahiret bilincini pekiştirir.

• Kur’ân’ın uyarıcı ve öğüt verici yönünü hatırlatır.

• İnsanları sorumlu, bilinçli ve takvalı yaşamaya davet eder.

Ne Zaman Okunur?

– İnsan nankörlüğü ve dünya hırsı üzerine tefekkür etmek için

– Allah’ın kudretini ve yaratılış delillerini hatırlamak için

– Amel ve hesap bilincini güçlendirmek amacıyla

– Kur’ân’ın uyarıcı mesajını anlamak için

Kısa Dua

“Allah’ım! Beni nimete karşı şükür sahibi, hırs ve nankörlükten uzak bir kul eyle. Amellerimi kabul et ve ahirette beni ödüllendir. Âmin.”

Anasayfa Vakitler İmsakiye Bilgi Bankası İletişim