Gâşiye Sûresi Okunuşu, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Fazileti

Kur'an-ı Kerim 05.12.2025 Admin 5 dk

ĞAŞİYE SÛRESİ: “KIYAMET GÜNÜ VE İNSANIN AKIBETİ”

Ğaşiye Sûresi, kıyamet gününün dehşetini ve insanların o gün yaşayacağı akıbeti anlatır.

Sûre, insanların durumunu ikiye ayırarak müminlerin mükâfatını ve inkârcıların azabını açıklar.


Kısa Künyesi

  • Nüzûl yeri: Mekke
  • Âyet sayısı: 26
  • Mushaf sırası: 88
  • Ana temalar: Kıyamet, insanın akıbeti, müminin ödülü, inkârcının azabı, Allah’ın kudreti.

Sûrenin Arapça

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْغَاشِيَةِۜ

1.

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌۙ

2.

عَامِلَةٌ نَاصِبَةٌۙ

3.

تَصْلٰى نَارًا حَامِيَةًۙ

4.

تُسْقٰى مِنْ عَيْنٍ اٰنِيَةٍۜ

5.

لَيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ اِلَّا مِنْ ضَر۪يعٍۙ

6.

لَا يُسْمِنُ وَلَا يُغْن۪ي مِنْ جُوعٍۜ

7.

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاعِمَةٌۙ

8.

لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌۙ

9.

ف۪ي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ

10.

--- Devamı ---

لَا تَسْمَعُ ف۪يهَا لَاغِيَةًۜ

11.

ف۪يهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌۢ

12.

ف۪يهَا سُرُرٌ مَرْفُوعَةٌۙ

13.

وَاَكْوَابٌ مَوْضُوعَةٌۙ

14.

وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌۙ

15.

وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌۜ

16.

اَفَلَا يَنْظُرُونَ اِلَى الْاِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ۠

17.

وَاِلَى السَّمَٓاءِ كَيْفَ رُفِعَتْ۠

18.

وَاِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ۠

19.

وَاِلَى الْاَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ۠

20.

فَذَكِّرْ اِنَّمَٓا اَنْتَ مُذَكِّرٌۜ

21.

لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِمُصَيْطِرٍۙ

22.

اِلَّا مَنْ تَوَلّٰى وَكَفَرَۙ

23.

فَيُعَذِّبُهُ اللّٰهُ الْعَذَابَ الْاَكْبَرَۜ

24.

اِنَّ اِلَيْنَٓا اِيَابَهُمْۙ

25.

ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُمْ



Türkçe Okunuşu


Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla

1.

Dehşetli felâketleri her şeyi sarıp kaplayacak olan kıyâmetin haberi sana geldi, değil mi?

2.

Yüzler vardır o gün korku ve zillet içinde eğilmiştir.

3.

Sadece dünya için çalışmış; o gün eli boş kalmış olmaktan ötürü yorgun ve bitkin düşmüştür.

4.

Onlar, yanıp kavrulmak üzere kızgın bir ateşe girecekler.

5.

Kendilerine son derece sıcak bir su kaynağından içirilecek.

6.

Yiyecekleri, yalnız zehirli ve kuru dikenli bir bitkiden ibaret olacak.

7.

O da ne besleyecek, ne de açlığı giderecek!

8.

Yüzler de vardır o gün nimetler içinde mutludur.

9.

Dünyada yaptıklarının sonucundan gâyet memnundur.

10.

Pek üstün ve yüksek bir cennettedir.

--- Devamı ---

11.

Orada boş bir söz işitmezler.

12.

Orada akan berrak pınarlar vardır.

13.

Pek yükseklere kurulmuş tahtlar,

14.

Servise hazırlanmış dolu kadehler,

15.

Sıra sıra dizilmiş yastıklar,

16.

Döşenmiş değerli halılar vardır.

17.

Deveye bakmazlar mı, nasıl yaratılmış?

18.

Göğe bakmazlar mı, nasıl yükseltilmiş?

19.

Dağlara bakmazlar mı, nasıl çakılıp dikilmiş?

20.

Yeryüzüne bakmazlar mı, nasıl serilip döşenmiş?

21.

İnsanlara öğüt ver; çünkü sen ancak bir öğüt vericisin!

22.

Onların başına dikilip inanmaları için baskı yapan bir zorba değilsin!

23.

Ama kim gerçeğe sırt çevirir ve inkâr ederse,

24.

Allah onu en büyük azapla cezalandırır.

25.

Şüphesiz onların dönüşü bizedir.

26.

Onların hesaplarını görmek de elbette bize aittir.

Meâl (Giriş Âyeti)

“Örtücü (dehşetli) gün sana geldi mi?”


Ğaşiye Sûresinin Konusu

Sûre, kıyamet gününün şiddetini ve insanın o gün karşılaşacağı durumu anlatır.

Müminler ödüllendirilecek, inkârcılar azap görecektir.

Sûre, Allah’ın kudretini ve adaletini hatırlatarak insanları uyarır.

Ğaşiye Sûresi Tefsiri

1. Dehşetli felâketleri her şeyi sarıp kaplayacak olan kıyâmetin haberi sana geldi, değil mi?

2. Yüzler vardır o gün korku ve zillet içinde eğilmiştir.

3. Sadece dünya için çalışmış; o gün eli boş kalmış olmaktan ötürü yorgun ve bitkin düşmüştür.

4. Onlar, yanıp kavrulmak üzere kızgın bir ateşe girecekler.

5. Kendilerine son derece sıcak bir su kaynağından içirilecek.

6. Yiyecekleri, yalnız zehirli ve kuru dikenli bir bitkiden ibaret olacak.

7. O da ne besleyecek, ne de açlığı giderecek!


Bütün varlığı geçici bir süre için kullarını imtihan ederek iyilerini kötülerinden ayırmak için yaratan ve bir gün kurduğu bu nizamı bozacak olan Allah Teâlâ, sûreye kıyamet olayını haber vermekle başlar. Kıyâmetin bir ismi اَلْغَاشِيَةُ (ğâşiye)dir. Ğâşiye, bir şeyi her tarafından sarıp bürüyen, salgın, sargın ve kaplayıcı şey demektir. Bu sebeple kalp zarına, insanı veya hayvanı içinden saran derde ve kâbus gibi her taraftan saran salgın belâya “ğâşiye” denilir. Kıyâmetin dehşetli afetleri, yıkıp darmadağın eden felaketleri bütün kâinatı kuşatacak ve her şeyi altüst edecek olduğundan, o böyle isimlendirilmiştir.

Belası ve kötülüğü her yandan bütün dünyayı kuşatacak olan kıyamet günü insanlar iki grup olur. Âyette, “bazı insanlar” yerine, “bazı yüzler” ifadesi kullanılır. Çünkü insanların en mühim azalarından biri yüzleridir. Onlar yüzlerinden tanındığı gibi, ayrıca iyi ya da kötü bir durumda oldukları da yüzlerinden anlaşılır. Birinci grup, geçici kısacık ömrünü gaflet, günah ve haksızlıklarla hebâ edip küfür ile sonlandıran bedbahtlardır. Bunları âhirette büyük bir hüsran ve azap beklemektedir:

  Dünyada iken hakkı kabule yanaşmayan, büyüklük taslayan, mü’minleri küçümseyen kâfirlerin o gün yüzlerini korku bürüyecek, utançtan başları yere eğilecek, boyunları bükülecek, zelil ve hakîr olacaklardır.

  Aslında bunlar dünyada öyle boş duran, boş yatan kimseler de değildir. Çalışıp çabalamışlardır. Fakat bunu Allah’a iman ve âhiret korkusuyla değil, dünyevi hesaplar uğruna yaptıkları için o gün yaptıkları boşa gidecek, kârları sadece çektikleri yorgunluk olacaktır.

Nitekim onların bu hâli âyet-i kerîmede şöyle haber verilir:

“Rasûlüm! De ki: «Yaptıkları ameller yüzünden en çok zarara uğrayacakları haber verelim mi? Onlar, güzel şeyler yaptıklarını zannetmelerine rağmen, dünya hayatında yaptıkları çalışmalar boşa giden kimselerdir. İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr etmişler de bu yüzden bütün amelleri boşa gitmiştir. Tartılacak şeyleri kalmadığından kıyamet günü onlar için artık bir terâzi koymayacak, onlara hiçbir kıymet vermeyeceğiz. İşte inkâr etmeleri, âyetlerimi ve peygamberlerimi alaya almaları sebebiyle onların cezası cehennemdir!»” (Kehf 18/103-106)

Bunlar, dünyada fayda vermeyecek işlerin peşinde koşup yoruldukları gibi, kıyamet günü de boyunlarını bükecek, zilletler içinde dayanılmaz ezici cezalara maruz kalacak, yorgunluk ve bitkinlikle sıkıntılar çekeceklerdir. Bu yorucu cezalar, cehennem ateşi içinde esaret zincirlerini ve tomruklarını sürükleyerek aşağı yukarı bata çıka boğuşup durmalarıdır.

  Onlar son derece sıcak ve kızgın bir ateşe girecekler. Sıcaktan iyice bunalmış bu kâfirlere, serinletici bir içecek yerine, aşırı decede sıcak içecekler verilecektir.

  Yiyecekleri ise sadece ضَر۪يعٌ (darî‘) denen bir dikendir. Bu, arapların yaş olanına اَلشِّبْرِقُ (şibrık) kurusuna darî’ dedikleri dikenli bir ağaçtır. Hem dikenli hem de zehir gibi acıdır.

Bazı âyetlerde, cehennemliklerin “zakkum” ve “irin”den başka yiyeceklerinin olmadığı haber verilirken, burada da “zehirli ve kuru dikenli bir bitki”den başka yiyeceklerinin olmadığı anlatılır. Bunlar arasında bir çelişki yoktur. Çünkü cehennemde farklı farklı dereceler vardır. Cehennemliklerin suçlarına göre veya her suç için ayrı bir azabın verilmesi sözkonusudur. Yahut “zakkum” yemekten kaçınacaklar, onlara “irin” verilecektir. Ondan da kaçınacaklar, bu kez yemeleri için “zehirli kuru diken” verilecektir. Hâsılı onlara sevdikleri hiçbir yiyecek verilmeyecek, yedikleri ve içtikleriyle bile devamlı azap edileceklerdir.

Kâfirlerin bu hazin ve perişan hallerinin karşısına, cennet-cehennem gerçeği iyice anlaşılsın diye, mü’minlerin nimet, huzur ve saadet dolu tablosu konur:

8. Yüzler de vardır o gün nimetler içinde mutludur.

9. Dünyada yaptıklarının sonucundan gâyet memnundur.

10. Pek üstün ve yüksek bir cennettedir.

11. Orada boş bir söz işitmezler.

12. Orada akan berrak pınarlar vardır.

13. Pek yükseklere kurulmuş tahtlar,

14. Servise hazırlanmış dolu kadehler,

15. Sıra sıra dizilmiş yastıklar,

16. Döşenmiş değerli halılar vardır.


İkinci grup, dünyadaki ömür sermayelerini kârlı bir alışverişe çevirip sonunu kamil imanla mühürlemeyi başaran bahtiyarlardır:

 Bunlar nimetler içinde mesut olurlar. Bu halin güzel izleri yüzlerine akseder, tarifi imkânsız bir neş’e, letâfet ve yumuşaklık içinde bulunurlar. “Öyle ki, onları saran nimetlerin sevinç ve parıltısını yüzlerinden okursun” (Mutaffifîn 83/24) âyeti onların bu hâlini anlatır.

 Dünyada yaptıkları ibâdet ve taata, âhiret saadeti için çektikleri sıkıntı ve meşakkatlere razı ve hoşnut olurlar. Çünkü işledikleri sâlih amellerin ve Allah yolunda göğüs gerdikleri zorluk ve sıkıntıların burada karşılığını görürler. Cennette de boş durmazlar; her daim zevk alacakları, neş’e ve sevinç duyacakları işlerle meşgul olurlar. Yeme, içme, dostlarla muhabbet, eşleriyle beraber olma gibi. Âyet-i kerîmede buyrulur: “Cennet ehli o gün tatlı, mutluluk dolu meşguliyetler içinde cennet nimetlerinden yiyip içerler.” (Yâsîn 36/55)

 Bunlar gerek mekân gerek kıymet itibariyle yüksek olan cennetlerde konaklarlar. Orada yalan, iftira, inkâr, küfür, hakaret, alay ve benzeri hiçbir kötü söz duymazlar. Orada hiç bir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir insanın hatrına gelmeyen güzel nimetlerle perverde olurlar. (bk. Buhârî, Tevhid 35; Müslim, İman 312) Şarıl şarıl durmadan akan cennet ırmakları, üzerine oturdukları yüksek koltuklar, karyola ve döşekler, en güzel cennet içeceklerini içtikleri hazırlanıp önlerine konmuş dolu dolu kadehler, yaslandıkları sıra sıra dizilmiş yastıklar ve bulundukları köşklerin tabanlarına döşenmiş en güzel halılar bu nimetlerden bazılarıdır.

Kur’an’ın verdiği bu haberlerin doğruluğunda şüphesi olanlar, Allah’ın yüce kudretini gösteren şu açık deliller üzerinde ibretle tefekküre davet edilir. Burada dört mühim delilden bahsedilir. Birinci dikkat çekilen delil devenin yaratılışıdır:

17. Deveye bakmazlar mı, nasıl yaratılmış?


Deve, Kur’an’ın ilk muhatapları olan Araplar için büyük bir ehemmiyet taşımaktaydı. Onların sosyal, ticârî ve iktisâdî hayatlarında devenin vazgeçilmez bir yeri vardı. Onu çok iyi tanıyorlar ve tüm özelliklerini biliyorlardı. Etinden, sütünden, yününden, derisinden, gücünden istifade ediyorlardı. Gerçi küçücük bir kelebekten kocaman file kadar Allah’ın yarattığı her canlının kendine mahsus özellikleri vardır ve yaratıcısının kudretine delâlet etmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de sivrisinek misal verilir ve bütün insanlar el birliği yapsalar bile bir sivrisinek yaratamayacakları beyân edilir. (bk. Bakara 2/26; Hac 22/73) Demek ki, Allah’ın kudretini tanımak için bir sineğe, bir böceğe bakmak bile kâfîdir. Ancak canlılar içinde elbette devenin de kendine mahsus dikkat çekici yaratılış hususiyetleri vardır. Şöyle ki:

İri bir cüsseye sahiptir. Son derece kuvvetli, sabırlı ve dayanıklıdır. Şekil itibariyle câlib-i dikkattir. Başka hayvanların yetinmediği çok az yem ve dikenli otlarla yetinir. Ağır yüklerle uzun yolculuklara dayanır. Günlerce susuz kalabilir. Tecrübe edenler devenin sekiz gün hiç su içmeden durabildiğini söylerler. O kadar iri cüsse ve kuvvetine rağmen en zayıf bir hayvandan, bir koyundan, bir merkepten daha kolay yedilip güdülebilecek derecede itaat ve boyun eğme özelliği vardır. Bir çocuk bile onun yularını eline alıp götürebilir. Gittiği bir yolu birçok insandan daha sağlam bir hafıza ile belleyip çıkarabilir. Zâhiren iri oluşuna rağmen güzel sesle seslenildiğinde hemen etkilenir, şevk ve neşe ile coşar.Yüce Allah onu insanların hizmetine öylece âmâde kılmıştır. Onun bu dikkat çekici yaratılışı üzerinde düşünen insan, elbette ki onu yaratan kudretin büyüklüğünü ve istediği her şeye güç yetirebileceğini anlar.

İkinci delil gökyüzüdür:

18. Göğe bakmazlar mı, nasıl yükseltilmiş?


Allah Teâlâ onu görebildiğimiz bir direk olmaksızın yükseltmiştir. (bk. Lokmân 31/10) Yüksekliğinin sınırını bilmek mümkün değildir. Birbiriyle âhenktâr, tabaka tabaka yedi kat semanının nerelere kadar uzandığını, buutlarının, eninin, çapının ne olduğunu idrak etmek aklın imkân ve ihtimal dairesinde değildir. Ona derin bir nazarla bakan ve ibretle tefekkür eden elbette yüce kudreti tanır, küfründen vazgeçer, O’nun huzurunda boyun büker, eğilir ve: “Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen bütün eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Bizi cehennem azabından koru!” (Âl-i İmran 3/191) demekten kendini alamaz.

Üçüncü delil dağların yeryüzüne sağlam kazıklar halinde çakılıp dikilmesidir:

19. Dağlara bakmazlar mı, nasıl çakılıp dikilmiş?


Onlar da büyük bir kudret nişânesi, ilâhî azamet tecellisidir. Eğer dağlar olmasa, yerin istikrarlı durması ve üzerin canlıların yaşaması mümkün olamaz. Dağlar, yeryüzünün olduğu kadar, akarsuları, ormanları ve madenleriyle aynı zamanda insan ve canlı hayatının da direkleridir. (bk. Lokmân 31/10; Nebe’ 78/7)

 Dördüncü delil yeryüzünün yayılıp döşenmesidir:

20. Yeryüzüne bakmazlar mı, nasıl serilip döşenmiş?


Bu ifade onun küre şeklinde olmasına mâni değildir. Cenâb-ı Hak onu bu şekilde yayıp döşemiş, içine hayatın tüm ihtiyaçlarını yetleştirmiş, insanın kolaylıkla yaşayıp Rabbine kulluk edebilmesi için tüm imkânlar hazırlanmıştır. Bunun üzerinde de ibretle tefekkür eden insan, Allah’ın kudretini anlar ve onun ölüleri diriltebilecek güç ve kuvvet sahibi olduğuna inanır. Küfür ve nankörlükten vazgeçip, Peygamber’in ve Kur’an’ın davetine koşar, güzel bir kul olur.

O halde:

21. İnsanlara öğüt ver; çünkü sen ancak bir öğüt vericisin!

22. Onların başına dikilip inanmaları için baskı yapan bir zorba değilsin!

23. Ama kim gerçeğe sırt çevirir ve inkâr ederse,

24. Allah onu en büyük azapla cezalandırır.

25. Şüphesiz onların dönüşü bizedir.

26. Onların hesaplarını görmek de elbette bize aittir.


Bunca açık ve anlaşılabilir delile rağmen inanmamakta ısrar edenlere yapılacak bir şey yoktur. Peygamber (s.a.s.)’in, onları zorlayarak inandırmak gibi bir vazifesi bulunmamaktadır. Onun vazifesi, insanlara neyin doğru, neyin yanlış olduğunu öğretmek, yolun doğrusunu da eğrisini de göstermek ve bunların varacağı neticeyi haber vermektir. Ona düşen apaçık tebliğdir. Neticede herkesin dönüşü Rabbine olacak; O da layık oldukları şekilde onları hesaba çekip karşılık verecektir. Şimdi insanların dünyadaki inanç ve amellerine göre Allah’a dönüşlerinin nasıl olacağı hususunu derin ve etraflıca izah etmek üzere Fecr sûresi geliyor:

Ğaşiye Sûresinden Çıkarılacak Dersler

• Kıyamet gerçektir; dehşeti insanları uyarır.

• Mümin sabır, iman ve ibadetle ödüllendirilecektir.

• Kâfir, inkâr ve haksızlığı sonucu azap görecektir.

• Allah’ın kudreti ve adaleti mutlak ve kapsayıcıdır.

• Tefekkür ve hazırlık hayatın temel farkındalığıdır.

Ğaşiye Sûresinin Fazileti

• Ahiret bilincini güçlendirir.

• Müminin iman ve sabrını pekiştirir.

• Kur’ân’ın uyarıcı ve öğüt verici yönünü hatırlatır.

• İnsanları tefekküre ve hazırlığa davet eder.

• Allah’ın kudret ve adaletini hatırlatır.

Ne Zaman Okunur?

– Kıyamet ve ahiret bilincini hatırlamak için

– İnsan ve yaratılış üzerine tefekkür etmek istediğinde

– Müminin iman ve sabrını güçlendirmek için

– Kur’ân’ın uyarıcı mesajını anlamak amacıyla

Kısa Dua

“Allah’ım! Beni kıyamet ve hesap gününe hazırlıklı kıl. Amellerimi hayırlı eyle, kalbimi iman ve sabırla doldur. Kudretini her zaman hatırlayan kullarından eyle. Âmin.”

Anasayfa Vakitler İmsakiye Bilgi Bankası İletişim